ANASAYFA TARİHÇE KÖYLER MAHALLE RESİMLER YAYLA

GELİN ALMA
....Beğenilen kızın, hamaratlığına, derli - toplu, sevilen bir aileden olmasına bakılır. Kızlar, barda oynarken beğenilir. Bir yolu bulunup, damat olacak gence de gösterilir. Oğlan kızı, kız oğlanı beğenmiş ise; sıra kızı istemeye gelir. Kız evine “çay içmeye geleceğiz” diye haber verilir. Kız el öper, çay hazırlar, kız girip çıktıkça, görücü kadınlar evin temizliğine, tertibine bakarlar. Ertesi akşam, kız istemeye gidilir. Aralarında en yaşlı kişi “Allah’ın emri, Peygamberin kavli ile kızınızı oğlumuza istemeye geldik” der. Baba da kendi yakınlarından birini “Bu işe tayin ettim” der. Tüm alışveriş düğün işleri, kız babasının tayin ettiği kişi ile görüşülür. Beh takma, kız istendikten on – onbeşgün sonra olur. Büyükçe bir sini ters çevrilmiş kalbur üzerine konur. Hayırlı uğurlu olsun sözleri ile ilk önce kaynana siniye hediyesini koyar. Bu genellikle bir altındır. Sıra ile akrabalar getirdikleri hediyeleri siniye koyarlar. bU işler yapılırken kız evinden bardak, tabak, kaşık gibi şeyler gizlice alınır.

....Gelin adayı oğlan tarafına gittiğinde yüksek sesle konuşmaz. Bu saygı işaretidir. Evlenince de kayın babası, kayınları ve diğer aile erkekleri ile konuşmayacaktır. Gelin saygısını konuşmamakla belli eder. Düğün günü davul zurna en yanık havasını çalınır. Buna gelin ağlatma denir.

.... Eskiden köylerde beyaz gelinlik yoktu. İpekli denilen kumaştan yapılan gelin elbisesi, üstüne ceket, yakaları işlenmiş işlik, altına Bayburt kundurası, başına pullarla işlenmiş örtü, daha üstüne el tezgahlarında dokunmuş kırmızı renkli ehram olurdu. Gelinin giysilerinin bulunduğu heybeyi oğlan evinden kız evine getiren adama tilki denirdi. Kayın pederin hali vaktine göre, bağışlayacağı tarla, at ve inekten sonra gelin kazana basarak attan iner. Gelinin yüzünü açmadan evin her köşesi gezdirilir. Akşam olduğunda damat içeriye sırtına iki yumruk vurularak verilir. Düğün bitmiştir. Ertesi gün, gelin erkenden kalkarak ev işlerine yardımcı olur. El öpülür.

YILBAŞI EGLENCELERİ
.... Yılbaşı kışın tam ortasıdır. Geçler kendi aralarında oyunlar düzenlerler. Birisini ayı kılığına sokarak, her tarafını zillerle donatırlar. Ayının bir de sahibi olur. Ayı ev ev dolaştırılır, çalınan tef ile ayı şıngır şıngır oynar. Ev sahipleri, torbalarına bulgur, gendime, kuru meyve, dut, ceviz koyuncaya kadar sürer. Yılbaşı gecesi herkesin uyanık olması gerekir, yoksa Karakoncolo’nun evlere gireceği ve bazı yiyeceklerin bereketinin kalmayacağına inanılırdı.

ACILI GÜNLERİ PAYLAŞMA
.... Hastalık ve ölüm anında yardımlaşma vardır. Ölmekte olan hastanın üzerine Kur’an okunur. Cenazenin kaldırılmasının ertesi günü, ölü evinde “pişi” denilen hamurdan yapılan helva kavrulur ve dağıtılır. Komşular ölü evine bir hafta yemek götürürler. Ailenin önemli işlerini yaparlar.

ASKERE GİTME
.... Askerlik günleri yaklaşan gençler, arkadaşlarını toplar eğlenir. Kavurma ve tandır kebabı yenir. Kışsa tel helvası çekilir. Askere gidecek gence herkes bir hediye verir. Gençlerin askere gideceği gün meydanda toplanılır, davul zurna çalınır. Büyükler askere gideceklere öğütlerde bulunurlar.

GELİNİN GERİ GELMESİ
.... Köyden bir kız uzak bir köye gelin gitmiş ise, bir yıl sonra ziyarete getirilir. Buna geri gelme denir. Bu daha çok sonbahara güze rastlar. Hısımlar toplanır tandırda tekneler dolusu kete pişirilir. Koyun kesilir. Yeni gelini almak üzere bir at hazırlanır. Gelinin kardeşi atla giderek gelini köye getirir. Atının terkisinde yeni pişmiş keteler, büryan (et) vardır. O gün sohbetle geçer ertesi gün gelinin getirdiği helva, keten büryan her komşuya dağıtılır. Gelin köyde epeyce kalır. Her ev gelini yemeğe çağırır. Gideceği zaman kendisine, yaşadığı köyde bulunmayanlar verilir ve gelin ata binerek aldığı hediyelerle köyüne döner.

YAYLALARIMIZ
.... Uzun süren kıştan sonra, karlar erimeye başladığında köylüyü tatlı bir telaş alır. Uzun kış boyunca kapalı yerde hareketsiz kalan öküzler, hamlığı çıksın diye her gün çıkarılır. Köylüler karın kalkmasını, katranın biraz kurumasını gözlerler. Tohum atabilmek için toprağın “tavında” olması gerekir.

Tarlaya tohum atmaya gitmeden önce, tohumluk buğdaydan bir bakraç dolusu alınır haşlanır. Komşular toplanıp bu haşlanmış buğdaydan yerler. Ceviz ve çekirdekte karıştırılır. Çocuklar ceplerine doldurur, yer içer, oynarlar.

Tohumdan haşlanan buğdaya “hedik” denir. Her komşu, her çocuk bundan yerse, bolluk ve bereket olacağına inanılır.

Tarlalar sürülürken, sürenin kendine yardımcı olacağı çocuğu yoksa, komşusunda yoksa, on – oniki yaşlarında bir çocuk tutulur. Bu çocuklara “hodak” denir. Sıra gelir kadınları. Köylerimizde reyhan, pazı, lahana, maydanoz ekmeye “ufak tohum” denilir. Ufak tohumu kadınlar eker. İlk zamanlarda yağmurlar sıralı yağar. Küçük tohumlar, büyük tohumlar biter. Tohumlar iki yaprak olunca, yine kadınların işi başlar. Baştan itina ile çapalanır. Bu işin aracına “kahnuç” yapılan işlemede “kahan” denilir.

KIŞ HAZIRLIKLARI
.... Kış hazırlıkları bir hayli uzun sürer. Çünkü kış uzun ve serttir. Kış hazırlığında büyük yük yine kadınlara düşer. Toplanan kayısıların çekirdeği çıkarılarak, kurumaya bırakılır. Hiç açılmayan kayısılar olduğu gibi kurutulur. Bunlara “çiğitli” denir. Kayası kurusuna “aşma” denir. Kışın pilavın yanında hoşafı güzel olur.

Kış geldiği için, herkes harmanını biran önce yapıp, içeri almaya gayret eder. Harman işi erkeklere ait olmakla beraber, kadınlar bu işte de onların en büyük yardımcılarıdır. Biçilen ekinler, erkekler tarafından bağlanıp tarlalarda bir araya getirilip toplanır. Bunlara “yığın” denir.

Kış uzun süreceği için bostanda oluşan fasulyeler de toplanarak kurutulur. Kilolarca fasulye kurutulacağı için kadınlar arasında bir yardımlaşma başlar. Komşu kızlar evlere çağrılır. Fasulyeler üçe-dörde bölünür. Bu işlem yapılırken türküler söylenir, eğlenceli hikayeler anlatılır. Turşular çeşitli sebzelerden hazırlanır. Reçeller yapılır. Bir çeşit yoğurt yapılar. Torbalardan iyice süzülür içine tuz karıştırılır. Tahtalar üzerine dizilir. Buna “kurut” denir. Yazın ürünü olan hemen her şey, bir şekilde kurutularak saklanır. Uzun kış gecelerinde kuruyemişler yenir. Dut, ceviz, duttan yapılmış pestil, köme yenir. Buna “yassılık” denir. Şöyle de espri yapılır: “Yassılık töre olana göre.”

Baharla birlikte bir bayram havası eser. Ekilen arpalar, tark dişi gibi çıkmıştır. Aralarında “yelmuk”, “tahmut”, “körmen” toplanır. Köyde çocuklar, gece saat dokuza-ona kadar tabiatla baş başadır. Harman herleri boşsa, onların yeridir. Erkek çocuklar ekseri bir küme olarak, saklambaç, emmen, çelik – çomak oynarlar. Kız çocukları daha ziyade evcilik oynarlar. Bir çatal ağaç dalının başına bir yuvarlak yüz, üstüne bir entari dikilir. Kolları da oldumu bebek tamamlanmış demektir. Bu bebeğe “hemme” denir. Çocuklar “hemme yaptık, oynadık” derler. Geceleyin çocuklar el el üstünde oynarlar. Dört beş çocuğun elleri üst üste konur, şu tekerleme ebe tarafından söylenir: Elim elim eppenek / elden çıktı keppenek / Keppeneyim ne suçu / Süleymanın ne saçı / Sarı kızın saççağı / Ispanağın bıcçağı / Salum sulum sarmısak / Salla bunu çek şunu. Tekerleme, kimin elinde biterse o elini çeker, en sona kimin eli kalırsa o ebe olur. Oyun böylece sürer gider.

GİYİM KUŞAM
.... Eskiden giyimde çeşitlilik yoktu. Kadınların hepsi adına entari denilen, uzun ve geniş bir giysi giyerdi. Onun üzerine de ceket denilen bir giysi giyilirdi. Başa çift yazmadan yaşmak atılırdı. Kızların yaşmağı tek olup arkaya bağlanırdı. Kızla gelin yaşmaklarından dolayı ayrılırdı. İkinci yaşmak, evlendikten sonra atılırdı. Düğün dernek zamanlarında sandıklardın çıkarılan bindallılar giyilir, kızlar saçlarına paralar örer, ellerine kına yakarlardı.

Erkekler şalvar üstüne çuha denilen bir giysi giyerlerdi. Günümüzde bu neredeyse tümüyle ortadan kalkmış, unutulmaya yüz tutmuştur.

Bu buröşürü hazırlarken oldukça yararlandığımız “Benim Köyüm” adlı eserinde Zehra SULAOĞLU hanımefendinin belirttiği bir anısını naklederek bitirelim.

Arkadaşı Şehriye hanım, uzun yıllar sonra köyüne ziyarete gelir. Yenilikler görünce sevinmez ve üzülür. Şöyle der:

“Ben eski köyümü isterim. Şöyle tezekli, kakalı. Sevecen insanlıklı, sıcak tandırı, eli teşikli kızları, bayramın tulumunu, Dursun dayımın binek atını, heybesini isterim.”

“Kim istemiyor ki sevgili kardeşim, hep istiyoruz ama gödenler geri gelmiyor ki...”

Kaynak :
pazaryolu kaymakamlıgı ve pazaryolu belediye başkanlığı (16 eylül 1994 tanıtım broşürü)

» Aktif Ziyaretçi
» pazaryolu@pazaryolu.net
Giriş Sayfası Yap
Favorilere Ekle
  E - M@il
  Yahya KAPLAN